21 03 2011

Japonya'ya ne oldu?


9.0 büyüklüğünde depremdi, tsunamiydi, dokuz bin küsür ölü var, termik santraller soğutuluyor, aman birinci patladı, ikincisi de patlıyor, üçüncü de gitti, dünyanın sonu geldi gidiyor derken, Libya'daki meseleye kilitlendi herkes, Japonya'yı bir anda herkes unuttu. Bu nasıl bir gündemdir anlayamadım. Bütün medyanın gözü Libya'ya, daha doğrusu petrolün akibetine odaklanmış durumda, diğer enerji kaynağı olan nükleer enerji felaketi kimsenin umurunda değil. Batılı ülkeler nedense Libya halkının demokratikleşmesine ve özgürlüğüne odaklanmış durumda. Diğer bir deyişle, petrolün kimin elinde olduğu, dünyanın sonunun gelmiş olmasından daha önemli.
Harbiden noldu Japonya'ya? Dünya bir felaketin eşiğinde değil miydi?

20 03 2011

Bloguma Dokunma!

Yasaklar, yasaklar, yasaklar...
Bir kişi bir ayıp işler, günahını bir nesil çeker. Haksızlıklara karşı tavrımızı alalım. Birileri korsan Digiturk yayını yaptı diye bunca blog yazarı neden cezalandırılıyor? Artık internet üzerinden yapılan yayınların hukuksal düzenlemesi sağlam bir zemine oturtulmasının zamanı geldi de geçti bile. Bu ve bunun gibi, yayın amacı sadece yazarının düşüncelerini aktarmak ve bu süreçte belki bir kaç okurun gönlüne dokunmak olan bloglara yazık değil mi? Blogspotun erişimine olan engelin kaldırılması için siz de blogumadokunma imza kampanyasına katılın

13 01 2011

Hayatta güzellik ara güzellik bul...



Tv'de çıkan "Yaprak Dökümü", "Öyle bir geçer zaman ki", "Fatmagül'ün Suçu Ne?" gibi sayısız iç karartıcı dizilerin oluşturduğu medya kıskacından kendimi kurtarmak adına, "ne yaparsan osun!" misyonunu benimsemeye ve "Hayatta güzellik ararsan güzellik bulursun..." kavramını deneyimleyerek yaşamaya karar verdim.
Kasıtlı olarak içimi karartmak isteyen ortam, yayın, insanlardan uzak durma kararı aldım. Güzel ve kaliteli olanı, bilinçli bir şekilde seçip onun takip etmeyi seçiyorum. Bana sunulanı koşulsuz kabul etmiyorum, soframı kendim kuruyorum. Buna küçük şeylerden başlayacağım. Kendimi mutlu edecek küçük şeylerin peşinden gitmekle başlayacağım.
İlgimi çekse dahi "Öyle bir geçer zaman ki" dizisini izlemeyi reddediyorum. İnsan psikolojisine zararlı olduğuna inanıyorum böyle bir dizinin. Sürekli zor durumda olan bir ailenin travmasını takip etmek insanı ruh halini pek yükseltecek bir yapım olamaz. Dizinin güzel yanı küçük "Osman"ın ve diğer genç "Mete"nin oyunculuklarındaki başarı idi. Ancak bu bile benim her hafta bu diziyi izleme eziyetine katlanmamı sağlayamadı. Bu koşul bu dizi için olduğu gibi diğerleri için de geçerli. İnsan sürekli "yeter! bitsin bunların çilesi!" diye diye dizi izler mi?
Yapımcılara sesleniyorum: "Kusura bakmayın, ben izleyici olarak kaliteli, bana değer katan yapımları hakediyorum, ve beni bunaltan, içimi karartan, boynu bükükler kültürünü yücelten yapımları izlemeyi reddediyorum."